Olamazsın!..
Derdinden Verem Olsam
Tutuşsam Kerem Olsam
Sürmem Seni Tenime
Yarama Merhem OlsanKurumuş Yaprak Olsam
Bir Çorak Toprak Olsam
İçmem Bir Yudum SendenKerbelada Su Olsan
olacağın iki günlük dünyada yalandan bir sestir!
onu da olamazdın ben itmesem! olacağın yalandan bir kalptir.. kiralık bir kalp!!..
Yalan..
Yalanmıydı yaşananlar? uyanınca ardından üşüten bir düşmüydü?
Aşkın riyamıydı?
Unuttum dedin ama;
Unutmak Aşk ‘a ihanettir.. Ve Sevmek İçinde “MİŞ” li geçmiş zamanı barındıramayacak kadar ilahi’dir..
Unutursun Mihribanım..
Unutursun Mihribanım
Oğlun kızın olsun hele
Unutursun Mihribanım
Hatıraların paslanır
Bu deli gönlün uslanır
Unutursun Mihribanım
Meyve dalda kalmıyor hep
Unutturur birçok sebep
Unutursun Mihribanım
Değişir herşeyin rengi
Bugün değil yarın belki
Unutursun Mihribanım
Unuttun ya büyüyünce
Bu iş de tıpkı öylece
Unutursun Mihribanım
Eskiler yiter yenide
Beni değil kendini de
Unutursun Mihribanım
İnna Lillah Ve İnna İleyhi Raciun!
Hiç bir Sela yoktur ki BAM telime dokanmasın!
Ama hiç bir Sela Canımı bu denli yakmamıştı!
Esselatü vesselamü aleyke ya Resulallah!
Esselatü vesselamü aleyke ya Habiballah!
Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel evvelin vel’ahirin ve selamün alel mürselin ve’l-hamdü lillahi Rabbil alemin…
Bir ağıttır Sela okunan makamınca.. Yol göstericidir…
Yanan yüreklere eklenen bir damla göz yaşıdır.. Ebediyyete uzanan yolun son basamağı!
Bir ağıttır Sela, boğazları düğümleyen…
ve hiç bir sela bugüne değin canımı bu denli yakmamıştı!
Dilden dökülen duasın artık.. gözlerden dökülen bir damla yaşsın.. makamın cennet olsun..

İlahi bir yolculuk..
Bir ilahi yolculuk! kır döke ama aşk dolu bir masal..
Uğrunda feda edecek o kadar çok şey var ki!
Biliyorum sen benden bir adım önde olacaksın ve ben hep o adım farkı kapatmak için çabalayacağım..
Zaman hızla geçiyor sensiz, ızdıraplar azalacak yerde artıyor!
Kavuşmanın ümidi ile tutunuyorum hayata…
Telefonun ucunda sen olmasanda sen var gibi ona sarılıp yatıyorum!..
Saatler birer ikişer kovalıyor birbirlerini hatıralar gözlerimde canlanırken!
Yüreğim burkuluyor, sus olup kalıyorum bir köşede!
Köşem sensiz, soğuk, karanlık!..
Karanlıktan kortuğumu hiç bilmezdim! sensiz kalınca öğrendim..
ve titremeyi!..
İçime akıttığım gözyaşlarım taştı taşacak!..
Bir umutla çaldığım kapın, duyduğun cümlelerin ağırlığı ile kapandı her defasında suratıma!..
ve ben her seferinde yüzümden bir parça daha bırakarak geliyorum ardında sen olmadığını bildiğim kapıya..
…..
Hazan Mevsiminden..
Kelebeği incitmeden, ürkütmeden, soldurmadan rengini, tutuvermek zordur be kardeşlik….
Sevmeye, sevilmeye duyduğumuz özlemler vardır.
Yaşanamamışlıklar…
Yılların bizden beri bıraktığı güzel duygular…
Olmaz, olamaz derken gönül kelebeği beklemediğimiz bir anda konuverir avuçlarımıza…
Biz sevdaya, aşka dair her ne var ise yaşayamadığımız ve yaşamadığımız…
Söyleyemediğimiz ne kadar cümle varsa sevgiye sevgiliye dair…
Kuruvermeye başlarız…
Kelimeler biribirne karışır.
Anlatmak istedikçe, kurmaya başladıkça cümleleri, içimizdekini dile dökememenin ızdırabını yaşarız.
Heyecanımız, kaybetme korkumuz, sevgimizin yoğunluğu ve tüm yaşanamamışlığın özlemi ile daha yakın olmak isteriz
avucumuzda olanca narinliği ve güzelliği ile ürkek bakışlarla bizi izleyen ‘aşk’ kelebeğine…
Sevmek istedikçe, dokundukça, yıların birikmişliği ile içimizdeki volkandan fışkıran dozajı yüksek sevgi sözcüklerinin
manyetik alanında kanadını kırıverir, rengini soldururuz…
dokunmak isteriz öldürürüz aşkımızı…
ve daha neler neler…
Kelebek hiç bilmeyecek, bilemeyecek O’nun için çırpınan bir kalbin ritmiyle öldüğünü…
Oysaki çok sevmişti…
Sevmeye ve sevilmeye öyle susamıştı ki…
HazanMevsimi
Sebepsiz değil..
bir üstadın söylediği üzere;
aşkın mı bitti? yoksa acın mı dindi ki yazmıyorsun?
ne aşkım bitti! ne acım dindi!
bütün şiirleri, şarkıları,masalları hatta bütün hayatımı gözlerine satır satır döktüğüm,
acım tatlım sol yanım olmadığı için sarıldığım kalemime döküyorum içimi..
satır satır gömüyorum benliğimi!
ne yokluklar görmüş olan bedenim şimdi bitap düştü! sersefil olan ruhum pare pare!
alev alev sarmış hasret yangını, içimi tüketip duran pişmanlığımla kardeş…
yorgun düştüm artık! kelimeler kifayetsiz kalıyor yangınıma!
yarım kalmış satırlara gömüyorum herşeyimi, aşkımı sevdamı! sana dair ne varsa siliyorum özümden..
gözlerimden siliyorum seni! kulaklarımdan geçirmiyorum sesini..
ama!
hatıralarla dolu bu şehir dar geliyor sevdama…
vakti gitmeye ayarlamaya geldi vakit!
sebepsiz değil dön arkanı ve git!
Nar tanem..
Sıcak bir ilkbahar yağmuru, ılık bir meltem, uykunun en tatlı yerinde görülen bir düştün benim için… ne ilkbahar yağmuru uzun sürer bir kaç saatten! ne meltem getirir artık kokunu! yüzünü düşte görmek bile düş oldu artık benim için!
Nar tanem! o yılları hasretle anıyorum artık! gözlerindeki ışığı deli gibi arıyorum!
İnsan “Olamamak”

Can dendi bize Can olmayı hak edemedik!
Dost dendi bize dost olmayı beceremedik!
Sırada var olan sıfatlar sizide beceremeyeceğim, demesinler!
İsmimin yanında zikretmesinler eşdeğer sıfatları.. baba, koca, eş, kardeş, abi…
Bütün sıfatlar men ediyorum sizi ismimin yanından gidin hak edenlerle olun!
Ya GEL yada GİT

Ya beni terk et kendine git, ya kendini terk et bana gel. Dönüp dolaşıp,dağ, tepe, bayır, yol aşıp sana geliyorum, yoksun.
Issız, suskun saatlerini akşama devreden günlerde; yorgun, hafakanlı ve uykusuz geceleri sabaha taşıyan yıldızsız gökyüzü terennümleri içime çarpıp dışıma yansıyor. Gerçeği saklamıyorum.
İnsafsız gardiyan edası ile zindanlara attığın mazlumun ahını gökler duyar sen duymazsın.
…
Ruhunu ruhuma taşıyorum habire. Bir göçmenim, sırtıma vurup sana benzer yanlarımı yükümle yola koyuluyorum. Kaçak yolcuyum, param yok, biletim yok, yerim yok, adresim yok, memleketim yok. Yolculuğumu geçerli kılacak ufacık bir nedene bile uzağım. Yaşamdan saklanarak yorgun düştüğüm günlerden bir gün… Beni al dedim, gel dedim, götür dedim, ya da benimle kal, açığa çıkar gizlerimi. Ben dedim, ben duydum.
Yönüme dönmüşlüğün, semtime bir adım atmışlığın var mıdır? Ya bir gece tedirgin düşlerle yatmışlığın… Gölgesiz yandım, güneşsiz dondum, yağmursuz kurudum, rüzgarsız kavruldum. Yastıklara baş koyup kuş tüyünden yumuşak rüyaların beklentisinden vazgeçmedin ki taş üstünde kalasın.
Akıl almaz yaramazlıklar yapıp kaçtığın nereyedir… Baş koyduğumuz yollarda avare dolaşıyorsun.
…
Senden sana kaçmak çılgınlık.
Fatma Rana Çerçi
Yedi İklim / “Leblebi Şekeri” adlı yazısından alıntıdır.